PM₂.₅, çapı 2,5 mikrometre veya daha küçük olan ince partikülleri ifade eder. Küçük boyutları nedeniyle bu parçacıklar havada uzun süre asılı kalabilir ve uzun mesafelere taşınabilir; bu da onları özellikle dış ortamlarda hava kirliliğinin önemli bir göstergesi yapar.
PM₂.₅ parçacıkları başlıca yanma süreçleri sonucunda oluşur; bunlar arasında araç emisyonları, konut ısınması, endüstriyel faaliyetler ve biyokütle yakımı yer alır. İç mekânda ise yemek pişirme, ısınma, mumlar ve sigara gibi kaynaklardan oluşabilir veya dış ortamdan içeri sızabilir.
Boyutları nedeniyle PM₂.₅ parçacıkları akciğerlerin derinlerine kadar nüfuz edebilir ve hatta kan dolaşımına girebilir. Bu da onları daha büyük parçacıklara kıyasla insan sağlığı açısından özellikle zararlı hale getirir.
Kısa süreli olarak yüksek PM₂.₅ seviyelerine maruz kalmak solunum sisteminde tahrişe neden olabilir, astım ataklarını tetikleyebilir ve kalp ile akciğer hastalıklarına bağlı hastaneye yatışları artırabilir. Uzun süreli maruziyet ise daha ciddi sağlık riskleriyle ilişkilidir; özellikle mevcut kardiyovasküler veya solunum yolu hastalığı olan kişilerde erken ölüm riskini artırabilir. Ayrıca çocuklarda akciğer gelişimini de olumsuz etkileyebilir.
Dünya Sağlık Örgütü’ne (WHO) göre PM₂.₅ için önerilen maruziyet sınırları şunlardır:
• Kısa süreli (24 saatlik ortalama): 15 µg/m³’ün altında
• Uzun süreli (yıllık ortalama): 5 µg/m³’ün altında
PM₂.₅ seviyelerinin bu sınırlar içinde tutulması kritik öneme sahiptir; çünkü hem kısa süreli zirve maruziyetler hem de uzun süreli yüksek konsantrasyonlar sağlık üzerinde önemli etkiler yaratabilir.